Gecenin Siyahla Dansı

Yazan: Indefiniteness Kategori: Hayran Hikayesi Tarih: 16.09.2011 14:23

Gecenin Siyahla Dansı


Gecenin siyahla dansının başladığı an bir kadın kendini karanlığın kollarına bırakır…



Genç kadın her gece olduğu gibi biraz kıpırdanıp uyumaya çalışmış ve başaramayıp her gece yaptığı gibi dışarıyı seyretmeye başlamıştı. Aylardan eylüldü. Eylül… Sonbaharın başlangıcı… Dışarıda da eylülün gelişini haber vermek istercesine hafif bir yağmur… Hava serindi. Eylülün ilk günleri… Ev sıcaktı ama genç kadın üşüyordu. Buz gibiydi içi… Ancak uyku haplarıyla uyuyabiliyordu. Pencereye vuran baykuşu duymazlıktan geldi. Yine yollamışlardı işte! Kontrol etmek için, acaba hala yaşıyor mu yoksa öldü mü? Buna gerek yoktu ki… Bilmiyorlardı, onun ölmeye bile cesaret edemeyeceğini…  Zaten baykuş yollayanlar kişilerde sayılıydı: ailesi ve bir arkadaşı… Asıl onu sorması gereken kişi yazmıyordu. Onsuz ölse ne olacaktı ki? Kim bilir belki üzülmezdi bile… Onu terk edip gitmemiş miydi? Neden yazacaktı? Gözlerinden bir damla yaş yanaklarını geçip kucağında kavuşturduğu ellerine düştü. Ağır adımlarla pencereye yaklaşıp baykuşu içeri aldı ve:

   “Hayır, maalesef bu gece de ölmedim.” diye parşömenin arkasına yazdı ve onu yolladı. Simsiyah saçlarını beceriksizce topladı. Bakımsız, iyice zayıflamış ve hasta bir görünümü vardı. Gözleri boş bakıyordu. Eylül ayına benzerdi. Eylül gibi hep güzel hem de soğuktu. Yağmurlar gibi kasvetliydi. Bazen keşke kötü olmasaydım diye geçiriyordu aklından… Keşke diğer tarafta olsaydım. Olsaydık… O zaman farklı olurdu. Kimse aşkımıza karışmazdı. Diğer tarafta olsaydık o zaman o da karşı gelip öte tarafı seçmezdi. Bulanığa âşık olmazdı. İnsanı kendine çeken büyüleyici güzellikteki siyah gözleri tekrar doldu. Pişmanlıklarıyla yüzleşmek ona hiç iyi gelmiyordu.  Uyku haplarını buldu. En azından birkaç saat uyumalıydı. Uyumalı ve unutmalıydı. O sarı gür saçları, gri-mavi gözleri unutmalıydı. Yağmur şiddetini arttırarak camları döverken İngiltere’nin ücra bir köşesindeki evde yaşayan depresyona eğilimli kadın kendini uykunun onu bekleyen kollarına bıraktı. Gecenin, kadının en sevdiği renk olan siyahla dansı başlarken genç kadın rüyalarında karanlıkla dans ediyordu. Kendini karanlığın kollarına bırakmış onu herkesten saklamasını zevkle izliyordu. Neşeyle kahkahalar atarken karanlığın arkasında kayboldu. Ne görünüyor ne de duyuluyordu şimdi… Karanlığın kollarında her şeyi unutmuştu. Uyumları mükemmeldi. Karanlık onun vücudunun tamamını örtüp sesini kesiyor ve sadece onun olmasını bekliyordu. Genç kadın her gece onunla dans ediyor ve yapay aşkını gerçek aşkına tercih ediyordu. Karanlık onun unutmasını sağlıyordu.

 Genç kadın karanlığın kollarında her şeyi unutuyor ve neşeli kahkahalar atıyorken genç bir adam acıyla sokaklarda dolaşıyordu. Pişmanlık tüm benliğini sarmıştı. Hiç geçmemeliydi diğer tarafa… Bir bulanığa asla güvenmemeliydi.  Kandırmışlardı onu, koz olarak kullanmışlardı. Ve bu yüzden bir kişiyi o kadar çok üzmüştü ki… Giderkenki halini hatırlıyordu da, siyah gözleri dolu dolu olmuştu. Zümrüt yeşili ince bir elbise vardı üzerinde, bacakları titriyordu. Saçları rüzgârda savrulurken dudakları titreyerek “Gitme…” demişti. Dinlememişti onu, diğer taraftaki bembeyaz elbiseli kahverengi gür saçlı kıza doğru yönlendirmişti adımlarını, kocaman bir gülümsemeyle çocuğu bekliyordu. Elini uzattı yeni sevgilisine… Ve arkasında ağlayan, kalbi kırık kıza bakmadan kol kola gitmişlerdi. Pişmanlıkla titredi. Şimdi ne yapıyordu acaba? Hala seviyor muydu delicesine? Ya da gerçekten sevmiş miydi? Yağmur şiddetini arttırmıştı. Biran önce eve gitmeliydi. Sonra da… Belki onu bulurdu. Karşısına çıkıp yaptığının bir hata olduğunu, onu hala sevdiğini söylerdi. Affeder miydi? Gururlu olduğunu biliyordu. Affetmezdi.

Genç adam karanlık sokaklarda ilerlerken genç kadın uyku haplarının etkisinden kurtulup gerçek yaşamına döndü. Karanlık bir kez daha terk edilmişti. Yağmur yağmaya devam ediyordu. Ev karanlıktı. Tek bir mum yanıyordu. Kadın gözlerindeki çukurlara baktı. Uyumamaya o kadar alışmıştı ki uyku hapları en fazla iki saat uyumasına neden oluyordu. Ki genelde bir buçuk saate yakın uyuyabilirdi. Hapları kullanmayı sevmiyordu zaten sadece birkaç saat için yapay aşkı olan karanlığa koşup gerçek aşkını unutmak istiyordu. Haplar da bayağı yararlı oluyordu bu konuda yoksa kesinlikle delirirdi. Onu bırakıp gittiği günü hatırlıyordu da ilk defa ağlamıştı onun için ama o… Arkasına bile bakmadan, gözyaşlarını görmeden, bulanığın koluna girerek gitmişi. “Gitme…” demişti ona, ama dinlememişti. Duymamıştı bile, arkasına bakmadan gitmişti. Gözlerini daha dolmadan sildi. Onu hala seviyordu aynı zamanda da nefret ediyordu. Yanında duran antika vazoyu aldı ve duvara fırlattı. Bir parçayı eline alıp bileklerini keserek Mugglelar gibi ölebilirdi. Ama yapmadı. Yapamadı. Ölmekten korkuyordu. Ölürse karanlıkla dans edemezdi. Gecenin siyahla dansı başlarken o da karanlığın kollarına bırakmalıydı kendini, hiçbir şey düşünmemeliydi. Yapay aşkının kollarında neşeli kahkahalar atmalıydı. Gerçek aşkını aklına bile getirmemeliydi. Karanlık bunu istemiyordu. Genç kadının sadece kendisinin olmasını istiyordu. Sadece kendisinin… Gece kadının gözleriyle aynı renkti. Yağmurlar kadın gibi hırçındı. Rüzgâr kadın gibi soğuktu ve eylül… Eylül kadın gibi hem en güzel hem de en hüzünlü olandı. En kasvetli ama aynı zamanda en sakin olan… Hem sevilen hem de sevendi eylül. Hem en güzel hem de en hüzünlüydü.  Nefessiz kaldı bir an, soluk alamadı. Gözleri karardı. Bunlar o lanet uyku haplarını çok fazla kullandığı için oluyordu. Sinirle boşluğa bakıp tısladı:

“Eğer o bulanığı seçmeseydin bunların hiçbiri olmazdı!” Sonra da ağlamaya başladı. Birkaç dakika önce kırdığı antika vazodan kalan bir parçayı eline alıp avucuna sürttü ve avucunu kesti. Canı acıdıysa da sesini çıkarmadı. Kan oluk oluk akarken onu durdurmak için çalışmadı. Bıraktı aksın, hiç durmasın. İçindeki bütün safkan kan aksın. Acısı azalmaya başlarken birinin mutfağa cisimlendğini duydu.. Genç kadın iyice sinirlendi. Hızlı adımlarla mutfağa yöneldi ve saçlarını savurarak kapıyı açtı. Kapıyı açmasıyla birlikte bir çığlık duyuldu.

“Sen ne yaptın?”

“Hiçbir şey! Neden geldin?”

“Elinin hali ne böyle? Parşömene hiçbir şey yazmadan gönderdin. Neden böyle yapıyorsun? Neden? O gitti! Anladın mı gitti! Gelmeyecek! Diğer tarafı seçti! Bundan vazgeç artık! Seni önemseyenler var! Ben varım, ailen var! Kendine gel artık, lütfen…”

Genç kadın kaşlarını çatarak gelen adama baktı. O gelecekti. Geleceğini biliyordu. Gelmek zorundaydı. Hırçınlaştı. Dişlerinin arasından:

“Gelecek.” Dedi. Genç adam söylediklerinin işe yaramamasından kaynaklanan hayal kırıklığıyla sustu. Asasıyla pansuman için malzemeleri getirdi ve genç kadının tüm itirazlarına rağmen eline pansuman yaptı. Derin bir kesikti ama düzelecekti. Pansuman bitince kırık vazo parçalarını temizledi. O parçaları temizlerken genç kadın somurtarak pencerenin önündeki koltuğa oturup geceyi izlemeye başlamıştı. Siyahî genç adam yanına gelerek elini tuttu. Genç kadın hışımla çekti elini. Genç adam bu harekete tepki vermeden:

“Pans…” dedi. Genç kadının siyah gözleri hızla genç adama çevrildi. Gözlerinde hüzün ve öfke karışımı bir duygu vardı. Minicik bir damla o güzel siyahtan ayrılıp pürüzsüz beyazla birleşirken genç kadın fısıldadı:

“Bana bir daha öyle seslenme! Bunu sadece o yapardı.” Dedi. Genç adam tekrar:

“Pans…” dedi. Genç kadının siyah gözleri artık onu dinlemiyordu. Gözyaşları hiç durmadan ama yavaşça akıyorlardı. Gecenin karanlığını izlerken kadın gözyaşlarını kalbine akıtıyordu. Sesinin titrememesine gayret göstererek:

“Neden bunu yapıyorsun? Neden yapıyorsunuz? Bırakın geleceğine, geri döneceğine, bana döneceğine inanayım. Yalan. Bunun farkındayım ama gelmeyeceğini bilerek yaşayamam. Uyku haplarını neden o kadar sık kullandığımı biliyor musun? Onu unutmak için! Bir anlığına bile olsa gerçek aşkımı unutup yapay aşkımın, her gece beni bekleyen karanlığın kollarına kendimi bırakıp, onunla dans ederken Draco’yu unutmak için! Karanlıkla her gece dans ederken neşeli kahkahalar atıyorum. Karanlık bedenimi tamamen kavrayıp beni saklıyor. Sesimi bastırıp beni susturuyor. Bu sayede kayboluyorum. Kimse görmüyor beni, kimse duymuyor. Ve ben kısa süreliğine de olsa mutlu oluyorum.

“Her gece baykuş yolluyorsunuz. Kontrol etmek için, öldüm mü yoksa yaşıyor muyum? Bilmiyorsunuz ki benim ölmeye bile cesaretim yok! Anlamıyor musun Blaise, onsuz ölmeye bile cesaretim yok…” dedi. Düzenli nefes alıp vermeye başlayarak gözlerini tekrar geceye dikti. Biraz önce itiraf ettiklerinin ağırlını taşıyamayıp ezilirken gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Elleri titriyordu. Üşüyordu. Ev sıcaktı ama o yılların yalnızlığın verdiği rüzgâr sebebiyle üşüyordu. Siyahî genç adam titrediğini fark ederek ona sarıldı. Saçlarını okşamaya başladı. İçine attığı inandığı onca yalanı düşündü. Keşke onu rahatlatabilecek sözcükler söyleyebilseydi. Draco gelecek diyebilseydi. Ama bir yalanı ona söylemek ne fark ederdi ki? Genç kadın titrek bir sesle fısıldadı:
“Uyku haplarımı getir. Karanlık bekliyor.” Genç adam istemeyerek de olsa hapları getirdi ve genç kadının karanlıkla, boşlukla, sonsuzlukla olan neşeli dansı bir kez daha başladı. Genç adam onu kaldırıp yatağına götürürken onu bu hale getiren kişiye lanetler okuyordu. Genç kadının yüzündeki yorgun ve sahte olan gülümsemeyi izlerken kapının sesiyle irkildi. Kim gelebilirdi ki? Yavaş adımlarla merdivenleri inip kapıyı açtı. Karşısındaki kişiyi görünce içinde bir öfke hissetti. Kapıyı yüzüne çarpmak onu parçalarına ayırmak, tek arkadaşını yaşarken bir ölü haline getirdiği için onu öldürmek istiyordu. Bir süre karşılıklı bakıştılar. Onu şu an kovabilirdi. Ama ya Pansy? O yıllardır bu umuda sarılmıştı. Geleceği umuduna…  O bu umudu yıkıp kapıyı kapatırsa Pansy karanlıkla dans etmekten asla kurtulamazdı. Bu yüzden geri çekildi ve içeri girmesine izin verdi. Yüzü solmuş, saçları İpekliliğini kaybetmiş, dudakları kurumuş ve kül rengine dönmüştü. Pansy’den farklı görünmüyordu. Otururken dudakları aralandı:

“Nerede?” siyahî genç adam kızgın bakışlarını üzerinde gezdirirken yanıtladı:

“ Karanlıkla dans ediyor.” Genç adamın maviliğini yitirmiş gri gözleri anlamsızca baktı. Yüzünü buruşturdu. Eski dostu gözlerindeki öfkeyi tamamıyla ona yöneltip durumu açıkladı:

“Karanlıkla dans ettiğini düşünüyor. Uyku hapları sayesinde... Sen gittiğinden beri normal bir şekilde uyuyamıyor. Uyurken hep gülümser. Karanlığının onu mutlu ettiğini düşünüyor. Ve bunların sorumlusu sensin! Onu bir yalana hapsettin.” İnsanı delen kızgın bakışlarını onu solgun bakışlarına yöneltti. Yumruklarını sıktı ve dişlerinin arasından:

“Tek dostumu benden aldın.” Dedi. Bu sözlerden sonra uzun bir sessizlik oldu. İkisi de konuşmuyordu. Genç adam yaptıklarını, yaşadıklarını düşündü. Bir hiç uğruna onu gerçekten seveni bırakıp bir yalanın peşinden gitmişti. Onu kandırmışlardı. Bunun bedelini de ödemişti. Mümkün olabilecek en ağır şekilde. Şimdi yıllar sonra gelmişti ve duyduğu şey aslında tek büyük aşkı olan kadının kendi yarattığı sahte bir dünyada mutluluğu bulmasıydı. Ne kadar sessiz kaldıklarını fark edemediler. Merdivenlerde birkaç ayak sesi ve bir seslenme…

“Blaise?” siyahî genç adam seslendi:

“Buradayız.” Genç kadın merdivenlerde göründü. Uyumadan öncekinden daha iyi görünüyordu. Saçları biraz daha dağılmıştı. Salonda fazladan birini, onu görünce durdu. Basamaklar ayağının altından kayıp gidecek gibi oldular. Elleri titredi. Düşmemek için tırabzana daha da sıkı tutundu. Gözleri kararır gibi oldu ve nefesi kesildi. Başı ağrımaya başladı. Kalbiyle karanlık amansız kıran kırana bir savaşa başlamışlardı. Kalbi avazı çıktığı kadar haykırıyordu. Onun beklenenin geldiğini söylüyordu. Karanlığı sonsuza kadar kovmak istiyordu ama karanlık da güçlüydü. Gitmek istemiyordu. Gelenin gideceğini söylüyordu. Kızgındı. Çok kızgındı. Son kez bağırdı:

“Hep benimle dans edeceksin. Seni saklayan görünmez ve duyulmaz kılan seni mutlu eden ben olacağım.” Ve onun sesi duyuldu:

“Pans…”genç kadının büyüleyici siyah gözleri ona çevrildi. İçindeki savaşı artık duymuyordu. Yorgun bakışlarına hesap soran öfkeli bakışlarla karşılık verdi. Nefesi kesen o yakışıklılığı kalmamıştı ama hala seviyordu. Delicesine… Basamakları teker teker inerken gözünün önüne düşen perçemini geriye attı. Delen bakışları siyahî adama çevrildi. “Bak geldi…” der gibi… Gözlerindeki öfke tekrar belirdi. Soran bakışlar sahibini buldu. Sarışın genç adam fısıldadı:

“Haklıydın.” Pansy başıyla onayladı:

“Biliyorum. Yoksa burada olmazdın.” Sesinde en ufak bir titreme yoktu. Ona yıkılmadığını göstermek istiyordu. Genç adamın kül rengi dudakları aralandı:

“Üzgünüm.” Üzgünüm… Yeterli miydi bu? Onca yıldan sonra sadece üzgünüm. Onca yaptıklarından sonra kuru bir üzgünüm. Genç kadın güldü:

“Bu kadar mı?” genç adam yorgun bakışlarla cevabını verdi. Evet, bu kadardı. Onca şeyden sonra kuru bir üzgünüm. Derin bir nefes aldı. Gözlerini evde gezdirdi ve:

“Seni kullandılar değil mi?” diye sordu. Genç adam başını kaldırdı. Gözler cevabı vermişti. Genç kadın her şeyi bir kenara bıraktı. Yavaş titrek adımlarla genç adama yaklaştı. Meydan okurcasına griliklere baktı. Aynı zamanda kendiyle bir savaş içerisindeydi. Genç adam yorgun kalbinin son çırpınışlarını güçlendirmek onu yeniden hayata döndürmek için kabinin istediğini yaptı:

“Seni seviyorum.” Genç kadın duraksadı. Gri gözlerde mavilikleri aramaya başladı. Kaybolmuş gibi duruyorlardı ama derinliklerde görebiliyordu eşsiz maviyi… Genç adama biraz daha yaklaştı. Gözlerini kaçırmamaya dikkat ediyordu. Kendisiyle savaşıyordu. Ya onu reddedip sonsuza kadar karanlığa mahkûm olacaktı ya da affedip kendisini bir daha karanlığın kollarına bırakmayacaktı. Kalbi ve karanlık susmuş kararını bekliyordu. Gece rengindeki siyahlar anlayışlar baktı genç adamın yorgun grilerine… Bir adım daha yaklaştı. Mutluluğuna bir adım daha… Ona sarıldı. Kaybolmayan kokusunu içine çekti. Bir çift kolun onu sardığını hissettiğinde gözlerini kapadı. Genç adama fısıldadı:

“Seni seviyorum.” Birbirine kenetlenmiş olan kollar daha da sıkıldı. Genç kadının siyah gözleri umutla parlıyordu. Boş bakmıyorlardı. Gri gözlerde derinliklerde kaybolmuş olan mavi tekrar yüzeye çıktı. Her şeye rağmen yine kavuşmuşlardı. Genç kadın sarışın genç adamın omuzları ardından onları izleyen siyahî genç adamın gülümsediğini gördü. Karanlık çığlıklar atarken genç kadının dudakları beklediği gerçek aşkınınkilerle buluştu. Karanlık sonsuza kadar susmuştu. 




Merhaba ziyaretçi, yorum yapabilmek için üye ol ya da giriş yap